'Kanal İstanbul, felaket, ihanet, cinayet projesidir'
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu, Kanal İstanbul projesinin gerçekleşmesiyle depremden milli güvenliğe, susuzluktan vergiye, trafikten çevreye kadar pek çok tehlikeyi madde madde sıraladı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, canlı yayında Kanal İstanbul projesiyle ilgili açıklama yaptı. İmamoğlu, projenin gerçekleşmesiyle depremden milli güvenliğe, susuzluktan vergiye, trafikten çevreye kadar pek çok tehlikeyi madde madde sıraladı.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu, Kanal İstanbul projesinin gerçekleşmesiyle depremden milli güvenliğe, susuzluktan vergiye, trafikten çevreye kadar pek çok tehlikeyi madde madde sıraladı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, canlı yayında Kanal İstanbul projesiyle ilgili açıklama yaptı. İmamoğlu, projenin gerçekleşmesiyle depremden milli güvenliğe, susuzluktan vergiye, trafikten çevreye kadar pek çok tehlikeyi madde madde sıraladı. Kanal İstanbul yüzünden AKP hükümetiyle karşı karşıya gelen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, projenin vereceği zararları 15 maddede açıkladı. Düzenlediği basın toplantısında 15 madde sıralayan Ekrem İmamoğlu, “İBB ve ilgili bakanlıklar arasında hazırlanmış hukuksuz protokolden çekildik çünkü o protokol dönemin atanmış başkanı (Mevlüt Uysal) tarafından İBB Meclis kararı olmadan yetkisiz şekilde imzalanmıştı” dedi. İmamoğlu’nun Kanal İstanbul projesiyle ilgili yaptığı açıklamalar şöyle: TERKOS GÖLÜ’NE TUZLU SU KARIŞACAK – Kanal İstanbul yapılırsa, İstanbul’un 8 bin 500 yıldır var olan yer altı ve yer üstü kaynakları yok olacak. Akıllı, mantıklı gerçeklerden uzaklaşmamış hiçbir siyasetçi böyle bir riskin varlığını, dünya iklim değişikliğini konuşuyorken bunu bile bile bu projenin inşaatını destekleyemez. – Raporlar, projenin inşa edilmesi halinde karşılaşılacak felaketin boyutlarını tek tek anlatıyor. En büyük tehlike Terkos Gölü’ne karışacak tuzlu su. Terkos Gölü ve havzası İstanbul için depolama alanıdır. Binlerce yıldır Avrupa yakasındaki en büyük su deposudur. Bu muazzam su kaynağı yok olacak. SAZLIDERE BARAJI DEVRE DIŞI KALACAK – Bir avuç insanın önceliği beni ilgilendirmiyor. Milyonlarca insanın önceliği beni ilgilendiriyor. Bu rapora göre inşa edilecek kanalın 5.2 kilometrelik zeminin tamamı kireç. Terkos’a tuzlu suyun karışacağı net. Sızıntı ihmali büyük bir risk oluşturuyor. – Projeyle Sazlıdere Barajı da devre dışı kalacak. Bir milli yatırım olarak değeri iki milyar liranın üzerinde olan Sazlıdere’den bahsediyorum. Apar topar kapatılan Atatürk Havalimanı gibi işlevsiz kalacak. Şu anda Sazlıdere, İkitelli sisteminde her üç kişiden birinin su ihtiyacını karşılıyor. İMAMOĞLU: PROJE OLMAYACAK! PROJE YAPILMAYACAK! İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, 'Protokolden çekilmeniz projeyi nasıl etkileyecek?' sorusuna şu yanıtı verdi: Proje olmayacak ki. Proje yapılmayacak. Projeden çekilmemiz, yok olmamız demek değil. Olmaması için hukuki mücadelemizi sonuna kadar gerçekleştireceğiz. SUSUZLUĞA MAHKUM OLACAĞIZ – 427 milyon metreküp içme suyu rezervi elden çıkar. Bu susuzluğa mahkumiyet demektir. Buradaki tek tehlike de susuzluk değil. Aynı zamanda strateji ve güvenlik çerçevesinde durum bir felakettir. Projeyle 23 milyon metrekare yeşil alan yok olacak. BİR GECE DE FAY HATTI DEĞİŞEBİLİR! – Kanal İstanbul demek kesinlikle deprem riskini tetiklemek demek. Deprem gibi bir tehlike dururken, milyonlarca insanın can kaybı kapıda beklerken bu kanalı konuşmak bile cinayet. Öyle raporlara öyle gecelik değişiklikler yapılıyor ki fay hattı da değişebilir! 20 yıllık veri incelendiğinde kanal güzergâhı boyunca yapılacak yapılaşma İstanbul için büyük bir risk taşıyor. Zemin yapısı ne yazık ki heyelanlara çok müsait. Pek çok geometrik sorun söz konusu. – Proje; birinci, ikinci, üçüncü deprem bölgelerinde kalıyor. 11 km mesafeden de Kuzey Anadolu Fay Hattı geçiyor. Küçükçekmece Gölü’nde üç tane sığ fay hattı var. Bilim insanları Kanal İstanbul projesinin yer altı ve yer üstü gerilmeleri ortaya çıkaracağını söylüyor. BİLİMDEN UZAKLAŞAN HERKESE ALLAH AKIL FİKİR VERSİN – Plana göre kanalın Marmara girişi olan Avcılar Deniz Köşkler’deki 631 bin metrekarelik denize dolguyla konteyner alanı yapılacak. Olası İstanbul depreminin 6 metre yüksekliğinde dalgalar yaratacağı söyleniyor. Bilim insanları hepimizi ikaz ediyor. Akıldan ve bilimden uzaklaşan herkese Allah akıl versin. Göz göze göze kendi elimizle, kendi bütçemizle niye felakete davetiye çıkarıyoruz? Neden bilimi aklı kendimizden uzak tutuyoruz? MİLLİ VE STRATEJİK SU KAYNAKLARI KURUYACAK – Kanal İstanbul demek İstanbul’un doğasını sonsuza kadar katletmek demek. Hem de katrilyonlar harcayarak katletmek demek. Milli ve stratejik su kaynaklarımızı kurutacaksınız. Milyonlarca İstanbulluyu susuz bırakacaksınız. Peki çevreye nasıl zarar vereceksiniz? Sayın Cumhurbaşkanı’nın izlettiği animasyonda kanalın etrafında katını sayamadığımız gökdelenler sıra sıra dizilmişler. BİR ALDANMA GELENEĞİ OLABİLİR AMA MİLLETİ ALDATAMAZSINIZ – Kimisi o güzel tarım alanlarına bakar güzel der kimi de gökdelenlere bakıp güzel der. Donatılar gelecekmiş. Ya yine beton, yine beton, yine rant. ÇED raporunda yapılaşma hiç yok. Kimi aldatıyorsunuz? Bu yapıların ne tür çevresel sorunlara var olacağı sorusuna ÇED asla cevap vermiyor. Bir aldanma geleneğimiz olabilir ama milleti aldatamazsınız, biz buradayız. Sanki bölgede yapılaşma olmayacakmış gibi bir rapor hazırlamışlar. BOĞAZ TRAFİĞİNDE ARTIŞ YOK AZALIŞ VAR – Kanal İstanbul demek İstanbul’un tarihini talan etmek demektir. Öyle bir şey ki tarihi yapıyı korumak gerekçe olarak anlatılıyor. Birkaç kazayı referans gösterip, bunu gerekçe gösterip kanalın bitmesiyle boğaz trafiği azaltılacakmış. Bahaneye bakar mısınız? O da boğazdaki tarihi dokunun korunmasını sağlayacaktır. ÇED başvuru dosyasında iddia edildiği gibi yıllara göre boğaz trafiğinde bir artış yok. Son 10 yılda yüzde 22 oranında azalış var. KAMULAŞTIRMA BEDELLERİNİ MİLLETİN SIRTINA YÜKLEYECEKLER – Kanal İstanbul demek 82 milyonun sırtına en az 110 milyar liralık vergi bindirmek demektir. Ben onu iki ile çarparım yanılmam. Kanaldaki taşınmazların bulunduğu alan imara açılırsa 1450 kamulaştırmasız el atma davasıyla karşı karşıyayız. Buradan çıkacak mali yük DSİ tarafından karşılanamayacak boyuttadır. Özel şahıslara ait kamulaştırma bedelleri bile milletin sırtına yüklenecek. Bu laf ortaya atıldıktan sonra oradaki arsa manipülasyonları da ayrı bir boyut. 2020 BÜTÇEMİZDEN YÜZDE 50 DAHA FAZLA – Kanal İstanbul demek İBB’nin sırtına lüzumsuz 35 milyon liralık maliyet yüklemek demek. Mevcutta yürüyen işlerimiz bile devre dışı kalacak. Üç farklı lokasyonda İGDAŞ hatlarını ortadan kaldıracak, bunların yerine milyarlarca liralık ek maliyet olacak. Sadece iki kuruma milyarlarca liralık maliyet çıkıyor. Bu rakam İBB’nin 2020 yıllık bütçesinden neredeyse yüzde 50’ye yakın fazla. Pazartesi itibariyle protokolden çekilirken her bir İstanbullunun sırtından bir yeni borcu kurtarma çabasını ortaya koyduk. GEMİLER İÇİN TASARRUF SÖZ KONUSU DEĞİL – Süveyş Kanalı, Akdeniz ve Kızıldeniz üzerinden Hint Okyanusu’nu birbirine bağlıyor. Kanal İstanbul’dan geçmek ile İstanbul Boğazından geçmek aynı şey. Gemiler İstanbul Boğazı’ndan bedavaya geçmek varken neden para vererek Kanal İstanbul’dan geçsin? Kanal İstanbul’da gemiler için tasarruf söz konusu değil ki. Aynı mesafe. Akıntı nedeniyle Marmara’dan Karadeniz’e geçiş 3-4 saat sürecek. Hangi akıllı kaptan, kârını düşünen hangi şirket buna evet der ki? TEM VE E-5 SIK SIK TRAFİĞE KAPATILACAK – Kanal İstanbul demek trafikte iki kat perişanlık demek. Daha yeni yapılan 3. Köprü’nün yolundan, TEM’de o viyadüklerin geçişleri, -sektörü bilen bir insan olarak- hayal bile etmek istemiyorum. Kanal nedeniyle kopacak sonra köprüler ile tamamlanmaya çalışılacak yeni yollar. Yeni bağlantı köprülerine ihtiyaç duyacak. Çizgi film çizmek kolay dedim, çizgi film ile bu işleri tasarlayıp milletin önüne koymak kolay dedik. O çizilen köprülerle TEM ve E-5 sık sık trafiğe kapılacak. Büyük çile halen planlanmış olan Mahmutbey, Esenyurt gibi metro hatlarını da derinden etkiliyor. Başakşehir’in bir bölümünde ve o bölgede yaklaşık 3.5 milyon insan yaşıyor.Yalnızca karayolu değil havada da aynı şey. Ben demiyorum bunu. Raporlar diyor. İSTANBUL’UN 50 YILLIK HAFRİYATI BİR KANALDAN ÇIKACAK – Kanal inşaatından çıkacak hafriyatın 2 milyar metreküpe ulaşmasını bekliyoruz. İstanbul'un yıllık hafriyat hazmetme kapasitesi 40 milyon metreküp. TMMOB raporuna göre 2.1 milyar metreküp hafriyat çıkacak. Çıkan hafriyat örneğin Güngören-Esenler-Bağcılar ilçelerinin üzerine dökülse bu ilçeler yaklaşık 30 metre yükselecek. İstanbul trafiğine günlük 10 bin hafriyat kamyonu daha katılacak. Şu an İstanbul'da 7 bin 200 ruhsatlı hafriyat kamyonu var. Bu kamyonların doğaya vereceği zararlardan bahsetmiyoruz bile. ALTI BEŞİKTAŞ NÜFUSU KADAR İNSAN GELECEK – Kanal İstanbul demek İstanbul’a 1.2 milyonluk yeni nüfus demek. Bununla kalmaz. İstanbul’da bir milyon dedikleri yer üç milyon oldu. Ben en az iki milyon diyorum, altı tane Beşiktaş demek bu. Bu büyüklükteki bir bölgeyi oraya yerleştireceğiz demek. TRAKYA’NIN SAVUNMASI İÇİN STRATEJİK İHANET PROJESİ – Kanal İstanbul demek 8 milyonluk nüfusu bir adaya hapsetmek demek. Milyonlarca insanı deprem esnasında canını nasıl koruyacaksınız? Bu proje hem İstanbul’un güvenliği hem de Trakya’nın savunması için stratejik bir ihanet projesidir. Hakikaten bu projeye ‘Evet’ dememizi, milyonlarca insanımızın canını tehlikeye atmamızı nasıl bizden bekliyorsunuz? MARMARA ESKİ HALİÇ GİBİ KOKACAK – Kanal İstanbul demek Karadeniz’in balıklarını ve balıkçılığını yok etmek demek. Marmara denizindeki ilk 25 metrelik su az tuzlu Karadeniz Suyu. Karadeniz’de tuz miktarı çoğalacak, kanalla doğal denge bozulacak. Tüm Marmara bir zaman Haliç’in koktuğu gibi kokacak. Silivri’de yazlığı olanlar, Beylikdüzü, Bakırköy’de Maltepe’de Kartal’da, Yalova’da yani tüm Marmara’dan yararlanan milyonlarca insan bundan etkilenecek. MEZARLIKLAR TAŞINACAK – Kanal İstanbul demek maneviyatı yok etmek demek. Mezarlıklar Müdürlüğü’nün raporuna göre mezarlıklar proje alanında kalıyor. Bu coğrafyada ölüye bile rahat vermiyorsunuz. ÇED inceleme alanında kalan mezarlıklar var. Arnavutköy, Küçükçekmece, Başakşehirde pek çok mezarın taşınmasını mecbur kalınabilir. Yapmayın bu zulmü. Yazıktır.” FELAKET, İHANET, CİNAYET PROJESİDİR – Kanal İstanbul demek bu milleti sevmemek demektir. Kendini sevmek demektir. Herhalde birileri aynaya bakıp bakıp kendine hayranlık duyuyor. Kamu adına karar vericilerin önceliği milletin canını malını korumaktır. Milletini seven bir siyasetçinin önceliği milletinin mutluluğunu sağlamaktır. Birileri para kazanacak diye bu kadim şehrin yok edilmesine tüm hukuki mücadelemizi vererek izin vermeyeceğiz. İstanbul’un güvenliğini, canını, ve Türkiye’nin stratejik güvenliğini tehdit eden bu projeye kimse bizi ikna edemez. Bu proje her yönüyle felaket, ihanet, cinayet projesidir. KANAL BÜTÇESİ KENTSEL DÖNÜŞÜME HARCANAN BÜTÇENİN DOKUZ KATI Bu bütçe ile İstanbul’daki bütün okulları yeniden yaparsınız. Kanal İstanbul için harcanacak para, Çevre Bakanlığı’nın kentsel dönüşüme ayırdığı paranın yedi katı. Bu bütçe ile en az dokuz tane daha Marmaray yaparsınız. İstanbul’daki o okulları yeniden inşa edersiniz. Deprem sorunlu ne kadar bina varsa yeniden yaparsınız. 150 yataklı tam 1056 tane hastane yaparsınız. Bu tümüyle israf, haram, ülke kaynaklarını har vurup haram savurma projesidir. Yanlışın neresinden dönerseniz kârdır. – İşte biz bu gerekçelerle daha önce İBB ve ilgili bakanlıklar arasında hazırlanmış ve imza altına alınmış olan hukuksuz protokolden çekildik. Protokol hukuksuzdu, çünkü o dönem atanmış İBB Başkanı (Mevlüt Uysal) tarafından İBB Meclis kararı olmadan yetkisiz şekilde imzalanmıştı. İmamoğlu'na Kanal İstanbul güzergâhında Katar Emiri'nin annesinin arazi satın aldığı ortaya çıktığında tüm arazi hareketlerinin incelendiği yönünde yaptığı açıklamanın hatırlatılarak tespitleri soruldu. Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum'un böyle bir arazi hareketliliği olmadığı yönündeki açıklamasının doğru olmadığını söyleyen İmamoğlu; “Sayın bakan çok yanlış cümleler kuruyor üzülüyorum. Çevre ve Şehircilik Bakanı, ‘çevre' ve ‘şehircilik' adına konuşmuyor. Söylediği sözler ne yazık ki çelişkili. 1 milyon 150 bin nüfuslu şehri, 500 bin nüfuslu akıllı kent olarak açıklayıp insanların gözünü boyamaya çalışıyor. Çevre ve Şehircilik bakanı böyle konuşmamalı. Emin bir şekilde ‘arsa hareketi yoktu' diyor. Bir örnek vereyim; 2011'den bu yana arsa hareketi tam 30 milyon metrekareyi bulmuştur. Tüm değişim hareketlerini sayın bakan isterse yazılı da isteyebilir telefonla da isteyebilir, biz telefonun ucundayız. Bakanlık makamına saygımız sonsuz kendisi ile paylaşırım. Tarım alanı olan bu alanlara bu ilgi niye?” diye sordu. EN BÜYÜK ARAZİ 3 ARAP ŞİRKETİN “Daha acı bir şey söyleyeyim mi” diyen İmamoğlu bölgede yüzlerce yıldır arazileri olan köklü aileler hariç en büyük arazisi olan ilk 3 şirketin de Arap şirketi olduğunu açıkladı. İmamoğlu, itirazlar için askıya çıkan Kanal İstanbul ÇED raporuna İBB olarak itiraz edeceklerini belirterek İstanbulluları da itiraz hakkını kullanmaya çağırdı.