Naim Pınar Yazdı: GERÇEKÇİKLER.

Gündem ·

Mark Twain’in dediği gibi “Gerçek daha ayakkabılarını giyerken yalan dünyanın yarısını dolaşır”.

Naim Pınar Yazdı: GERÇEKÇİKLER.

Mark Twain’in dediği gibi “Gerçek daha ayakkabılarını giyerken yalan dünyanın yarısını dolaşır”.

Etrafta o kadar çok bilgi kirliliği ve yalan var ki, bunlarla nasıl beynimizin bulandırıldığına bakalım. Zihnimizi bulandıran bu yalanları, Anthony Pratkanis ve Elliot Aronson “İkna Çağı” adlı eserlerinde kısaca “Gerçekçikler” diye tanımlıyor.

Pratkanis ve Aronson “Gerçekçiklerin” neden bu kadar ikna edici olduğunu ise şöyle açıklıyorlar:

Birinci olarak, “Gerçekçiğin” doğruluğunu araştırmak için çok az çaba gösterilir. Söylenti ve dedikoduları genelde sorgulama alışkanlığı yoktur ve bunları güvendiğimiz arkadaşlarımızdan işitiriz. Özellikle ülkemiz bu konuda eşsiz bir laboratuvar gibidir. Haberleri ise sadece dinlemek için açarız ve genelde sunulan her “gerçeğin” yanlış taraflarını irdelemeye hazır değilizdir. Bu “gerçekçiklerin” çoğunlukla iknaya karşı koyduğumuz savunma bariyerlerimizin arasından sıyrılıp geçtiğine dikkat çeken Pratkanis ve Aronson ikilisi, çok nadiren “Bu gerçekçik gerçekten doğru mu? Kim bu "gerçekçiğin" tekrar edip durulmasından fayda sağlayabilir? diye sorgularız diyor.

Pratkanis ve Aronson ikilisi, gerçi bu “gerçekçiklerin” doğruluğunu araştırmanın da çok kolay olmadığı, çünkü pek çok söylentinin eleştirel biçimde değerlendirilip irdelenmesini güç hale getiren, “gizli bilgi”, “gizli komplo” ve “batini bilgi” ile ilintili olduğunu ortaya koyarlar.

Bu durumda sanırım ilk olarak “gerçekçiklere” karşı alacağımız tek ve en esaslı tedbir, atalarımızdan kalma “kırk dervişiz biz birbirimizi bilmişiz” sözüne kulak vermektir.

İkincisi, “gerçekçikleri” kabul ediyoruz çünkü yalanlar genelde psikolojik ihtiyaçlarımızı karşılamaktadırlar. Bir çok “gerçekçik” eğlendirici olduğundan dikkatimizi çekiyor. Lakin daha ciddi şekilde, “gerçekçiklerin” en iyileri en temel korkularımız ve endişelerimizi rasyonalize edip onları doğrulamamıza yardımcı olur. Örneğin tanınmış dürüst bir kimliğe sahip birisi hakkında, ona gerçekten zararı dokunacak bir “gerçekçiği” kabul etmek kendimizi daha iyi hissettirir. Çünkü bu bize büyük “...bilmem kim”in de hataları olduğunu gösterir. Burada kast edilen her insanın hataları olabileceği gerçeği değil, belli bir konuda kişinin hatası olmasa da zarara uğratılmasını sağlayan “gerçekçiklerin” yaşatılması, yalan bilginin kabulüdür.

Bir de bu gerçekçiklerin yayılma sürecinde genelde psikolojik ihtiyaçlarımıza daha iyi hizmet etmek üzere, bu yalanlar kişiler tarafından “değiştirilip” bezenmektedir. Bu da bizim memlekette “gerçekçikleri” ne kadar abartılı anlatırsak o kadar birilerinin psikolojik ihtiyaçlarının tatmin olduğu gerçeğini açıklıyor.

Sonuncusu, ve belki de en önemlisi “gerçekçiklerin” bir ön ikna olarak üstlenmiş oldukları görevdir. Pratkanis ve Aronson, “Gerçekçikler” sosyal gerçekliği yaratır diyor. Dünya görüşümüzün inşasında “gerçekçiklerden” oluşan parçacıklar görev görüyor ve böylece “gerçekçikler” dikkatimize yön vererek dünyayı nasıl yorumlamamız gerektiğini bize dayatıyor. "Gerçekçiklerin" yalan olduğu ortaya çıksa dahi, yine de ilgi ve düşünme yönümüzü tayin edebiliyorlar.

Bu nedenle ilgi ve düşünme yönümüze de dikkat etmeliyiz. Aralıksız olarak tekrar edilenle ne amaçlandığına, bunun neden yazılıp, dillendirildiğine ve “gerçekçiklerin” kimlerin çıkarlarına hizmet ettiğine bakmak gerekiyor. Ortaya saçılan “gerçekçiklere” değil, araştırmaya, sorgulamaya ve bizi aptal yerine koyanlara karşı hepimizi uyanık tutan şüpheciliğe sarılalım derim.